banner
Duyurular

İletişim

Yücel Özata

Whatsapp

Telegram

Bip

Signal

0049 15777271914

E-mail :

yuce-han@hotmail.de


Nevşehir Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 17,9411   17,9735
EURO 18,2487   18,2816
       
Özlü Sözler
Ulu sözü dinlemeyen uluya uluya yolda kalır
SIHHİYE AĞABEYİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1950 de babam öldüğünde 5 yaşındaydım. Aile reissiz kalınca Mustafa Naz ağabeyim İstanbul'dan köye dönmek zorunda kaldı.


Ağabeyim ile baba bir ana ayrı üvey kardeşiz. Hanımı Hatice ablamla da ana bir baba ayrı üvey kardeşiz. Yani anlayacağınız ana kız, baba oğul a gelin gelmiş.


Ne bizlerde ne de ağabeyimin Hatice ablamdan olan 3 evladı ve daha sonra evlendiği Emine yengemden olan 3 evladı üvey kelimesini ağzımıza almadık. Hepimiz birbirimizi öz abla, kardeş, emmi, dayı biliriz.

Mustafa ağabeyimi hem sever hem de korkardım. Çok sertti, sözünden çıkamazdık. Dediği doğruda olsa yanlış da yapmak zorundaydık. Rahmetli çocukluğumdan başlayarak beni çok çalıştırdı. Kendisi bitmez tükenmez enerjisi ile gecesi gündüzü olmayan, dost düşman ayırmayıp herkesin derdine derman olmaya çalışan, kapısı 24 saat açık bir halk kahramanıydı. Gündüz 12 saat kendi işi bağ, bahçe, tarlada çalış, eve gel dört beş saat sana güvenip gelmiş hastalarınla ilgilen, herkesin ayrı ayrı derdine kafa yor derman bul.
Bitmedi.. Fakirlik diz boyu, ev desen ev değil, bir ahır bir samanlık 3 göz oda. Günümüzde bir bardak su getir oğlum/kızım diyen babaya "kalk kendin al" diyen evlatlar, sizin ecdadınız böyle insanlardı.

 

Sıhhiyeyi anlat derseniz, kıssadan hisse çıkartmanız için bir hatıramdan bahsedeyim.


1960 li yıllar,

bir gün gece yarısı komşumuz Teyfik Ünlü dayının evinden bir çığlık koptu "Mustafa yetiş" .
Ağabeyim kalkıp üstüne bir şeyler giymiş. Ben de kalktım. Köyde henüz elektrik yok, löküs lambasını alıp koştuk.
"Kızıl Böğü" (1) denilen bir böcek Hasan dayıyı göğsünden sokmuş. Çok zehirli olan bu hayvan bir insanı rahatlıkla öldürür.
Gündüz kışladereden yonca getirip odanın önündeki dama kuruması için sermişler. Haziran ayı, hava sıcak pencereler açık yatmışlar. Yoncanın içerisinde dağdan gelen hayvan gece odaya giriyor hanımı ile yatmakta olan Hasan dayıyı sokuyor.
Ağabeyim "Yusuf koş, şırıngayı kaynat, dolap da jilet var suyun içine bir tanede jilet at" dedi. Eve koşup dediğini yaptım. Odada böceği bulmuşlar, mobilya yok zaten bir kilim bir karyola. Ağabeyim böceği almış eve geldi. Bir kavanoza koydu. Ne tozuysa içerisine biraz toz attı, kapağını kapatıp iki yerinden deldi. Şırıngayı, jileti, iğneyi alıp vardık. Jiletle Hasan dayının göğsünü kesti. Şişe vurup iki şişe sarı sıvı çekti. Üçüncü şişeye kan gelmeye başladı. Bir iğne vurup Teyfik dayıya döndü. "Teyfik dayı, evvelallah oğlun kurtuldu ama her ihtimale karşı doktor gözetiminden geçmesi gerekir, şu kavanozu ve vurduğum iğnenin reçetesini al hemen Kayseri'ye git" Gece yarısı, köyde vasıta yok. Teyfik dayı düşündü, "Mustafa, sizin at var, Yusuf bizi onunla Ürgüp'e bıraksa olur mu?" dedi. Ağabeyim bana baktı. Atı getiriyorum, hazırlanın, deyip koştum.
Hasan dayıyı ata bindirdik, Teyfik dayı ve ben yayan topuzu aşıp sabaha Ürgüp'e vardık. Onlar dolmuşla Kayseri'ye gitti ben köye döndüm.
Ertesi gün köye döndüler. Teyfik dayı anlattı: "Yav Mustafa, doktorun yanına vardık. Bir kavanozdaki böceğe baktı, bir vurduğun iğneye baktı, dönüp Hasan'a baktı. Kafasını sallayıp, dayı dedi, köye varınca o Sıhhiyenin elini değil ayağını öp, oğlunun hayatını kurtarmış. Ben bunca yıllık doktorum o iğnenin bu zehire iyi geldiğini ilk kez görüp duyuyorum. Benden çok selam söyle, bu bir kutu iğneyi de ona ver" deyip ağabeyimin vurduğu iğneden bir kutu göndermiş.

 

Yatılı gelen hastalar bizim ortasında tandır olan odada kalırdı. Kışın tandır yakılır, tatlıgın altına girip yatarlardı. Tatlı, acı yemeyen, perhizde olanlara anam ayrı ayrı yemek yapardı. Yazısını hiç kimse kolay kolay okuyamazdı. Ben alışkın olduğum için okurdum. Üzüm zamanı biriken iğne borçlarını toplamam için defteri bana verir ben onu temize çeker, görmek isteyenlere onu gösterirdim. Veremeyecek olan fakirlerin ismini siler, sadece ona söyle borcun yok ağabeyim sildi de, başka hiç kimseye söyleme diye tembih ederdi.

 

Ağabeyim İstanbul'dan döndükten sonra doktor ile irtibatı hiç koparmadı. Biz köyden onun çok sevdiği su değirmeninde öğütülmüş undan yapılan tandır ekmeği ve ilaç yapımında kullanılan tatıran (?) kökü gönderirdik. Oda köye ilaç gönderirdi. 1964 de kızı Hatice'yi İstanbul'da yaşayan Arif Özata'ya gelin edince gidip gelmelerde sıklaştı. Doktor ve hanımı köye bir sefer geldiler, bir de Kayseri'ye gelmişler ağabeyimle gittik öyle gördüm.


Ağabeyimin Kayseri'ye üzüm satmaya gittiği bir gün biz de ablam, anam, ben akşama kadar pekmez kaynattık. Birini anamın birini ablamın sırtladığı iki büyük tencere pekmezi akşam eve getirirken ablam 3 kez dinlenmek zorunda kaldı. Anam "bırak kızım, ben bunu bırakıp gelir alırım" demesine rağmen dinlene dinlene getirdi. Ben daha 12 yaşında çocuğum yolda el fenerini tutuyorum. Yattık, gece 12 de komşumuz Sıddıha teyze damdan çağırdı, ağabeyim Kayseri'den küspe kepek göndermiş, üzüm garajında onu sabah alın diye. Ablam uyanıp duyuyor. "Anne Mustafa onlara bir sürü para verdi, sabah davar sığır talan eder, gidip alalım" diye tutturdu. Gece yarısı eşekleri çıkartıp gidip aldık geldik. Sabah anam ablamın odasının önünde seslenir " kızım kalk, çocukların çorbasını yap, ben de şırahanede ocağı yakayım" diye. Namazını kılar, hayvanları yemler bakar ki ablam hâlâ kalkmamış. Odaya girer, ablam sadece ıhh der. Terin suyun içindedir, kafasını eline alır, yana düşer. Çığlığına konu komşu toplanır. Karadelinin evde Adana'dan misafiri varmış, sıhhiyeymiş, beni ona gönderdiler. Geldi ağzına ayna tutup nefes alıp aradığına baktı, ölmüş olan ablama iğne vurdu. Köylü cenaze beklemez deyip apar topar yıkayıp defnetti. İkindilenin ağabeyim Kayseri'den geldi. Kızdı, bağırdı çağırdı cenazeyi çıkartıp otopsi yaptırmak istedi fakat anam yemin verip razı olmadı kızıma işkence ederler diye.

 

 

Bütün geçmişlerimizin ruhu için EL FATİHA.

 

 

(1) Bilimsel adı solifugae olan ve "Böğ", "Böğü", "Böyü" veya "sarıkız" olarak bilinen bu çok zehirli eklembacaklıların iki ağzı ve 10 bacağı vardır. Çok saldırgan yapıları vardır. Güçlü çene yapısı nedeniyle et parçasını dâhi koparabilir. İki tanesini aynı ortama koyarsanız, ikisinden biri ölene kadar durmadan savaşırlar.

 

 

 

 



Yusuf Naz
Okunma Sayısı: 895


35.172.223.251








YAZARIN DİĞER YAZILARI

Admin den Açıklama
Aidat Borcu Sorgulama
Son Ziyaretçi Yorumları
Memduh Bulut
İlk arabayı MUSTAFA BULUT ve HASAN KARACA getirmiştir sene 1964 bilginize

Sofular genclik
Cok güzel olmuş ama cok kişiyi tanıyamadık site İcin Teşekkürler ZEMİ

Ragıp naz
Abim çok teşekkür ediyorum Allah razı olsun böy güzel bir site yapdığından dolayı eline sağlık


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

 

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır.


Top